Datça’da Bir Yıl: Her Şey Nasıl Başladı?

Bu başlığı görüp ‘biri benim hayalimi yaşıyor’ hissiyle bu yazıyı okuyacak kişilere şunu söylemek isterim ki, benim hiçbir zaman hayalim bir tatil kasabasında doğa ile baş başa basit bir yaşam olmadı. Hatta bunu sürekli dillendiren şehir insanlarına hep biraz mesafeli kaldım. Çünkü bu bana göre metropol insanı olamamayı, İstanbul’u taşıyamamayı ifade ediyordu. İstanbul aşkı her şeyin üzerindeydi. ‘İstanbul’da yaşanmaz’ nidaları vizyonsuzluk gibi gelirdi bana o zamanlar. Taşrada yaşamak mı, tereddüt etmeden ‘asla’ derdim.

Peki, nasıl oldu da şu anda tam bir yıldır Datça’da yaşıyorum?

Hayallerim, amaçlarım, hayattan beklentilerim beni buraya getirmedi, aslında hayat bana yavaş yavaş bu yönü gösterdi. Bir bankanın İnsan Kaynakları bölümünde işimi severek yapıyor, Anadolu yakasından her gün Avrupa yakasına geçerek günümün yaklaşık üç saatini yolda geçiriyordum. Ama önemli değildi, çünkü İstanbul’da yaşamak bunu gerektirirdi. Ayrıca serviste bazen günde bir kitap bitirdiğim oluyordu yani her şey yolundaydı.

Büyük şehirlerde yaşayan ve çalışan herkes, benim bu yaşadığımı yaşıyor zaten. Fakat ben hırsları olmayan, işini iyi yapmaya çalışan, bazen yapabilen bazen yapamayan biriyken elbette bu iş hayatının açgözlü yapısına uymadı.  Dedikodu, iftiralar ve mobingler sonucu işten ayrıldım. O zaman çok üzülmüştüm. Çünkü çalışmayı, özellikle orada çalışmayı çok seviyordum. Evde bir yaşam bana göre değildi.

Çalışmadan geçirdiğim ilk zamanlar biraz sıkıntılıydı. Sabah beşte yatıyor, öğlen uyanıyor ve sürekli çamaşır suyuyla bir yerleri ovuyordum. Kıyafetlerim çamaşır suyu lekeleriyle dolu ve paramparçaydı.  Neredeyse hiç dışarı çıkmıyordum. Sonra bu süreç de geldi geçti. Sahip olduklarımı fark ettiğim bir döneme dönüştü. Bol bol kitap okuyor, film izliyor, mesai saatleri diye tabir edilen saatlerde istediğim yere gidebiliyordum. İşin ilginç tarafı gittikçe işten ayrılan arkadaş sayım arttı ve gündüzlerim de hareketlenmeye başladı. Hayat şimdi bir anlam kazanmıştı.

Elbette bu lale devri de sona erdi. Yavaş yavaş on yıllık iş hayatının boşluğunu hissetmeye başladım. Bir şeyler yapmam gerekiyordu. Çoğu insanın yine şehirde işi bırakınca yaptığı gibi bir kurabiye kursuna gittim. Kurabiye ve pastalar yapmaya başladım. Bu deneyim otuz üç yaşındaki bana hiç bilmediğim bir el yeteceğimin olduğunu gösterdi ki o güne kadar asla farkında olmadığım bir şeydi bu. Çalışmadan bir yıl böyle geçti gitti işte. Zaman dediğin nedir ki!

İkinci yıl İsmek’in takı kursuna başladım. Çünkü kurabiye ve pasta yapmak başka el yeteneğimin olup olmadığını keşfetmek için bana güç vermişti. Kendime güvenimi hiç bu kadar güçlü hissetmemiştim daha önce.  Bu dönem ara ara kurabiye, pasta zaman zaman da takılar yaparak para kazandım. Elbette bunlar masrafları karşılamak için değil de daha çok kendimi oyalamak ve yeni Sibel’i keşfetme çabalarıydı.

Çalışmadığım ikinci yılımda beklenmedik bir şey oldu ve eşim işten ayrılmaya karar verdi. Bir süredir kendi işini kurmuştu ve internet üzerinden çalışıyordu. On beş yılı da dolunca tazminatını alarak çıktı. Bir anda inanılmaz yoğunluktan birbirini göremeyen bir çiftken, tüm zamanını birlikte geçirebilen bir çift haline geldik. Bu zamana alışmak bizim için biraz zor oldu.

Sonra acaba yazları oturabileceğimiz bir ev mi baksak diye düşünürken kafamızda bazı yerler belirledik; Gökçeada, Bozcaada, Seferihisar, Urla, Datça vb. O yaz Bozcaada, Gökçeada ve Datça’da tatil yaptık. Aslında ben Gökçeada’da yaşamak istiyordum ama adada tanıştığımız yerleşmiş İstanbullularla konuşmak bizi ada fikrinden uzaklaştırdı. Bir sonraki Nisan ayında eşime ‘yazı İstanbul’da geçirmeyelim ve en azından yaz için Datça’da bir ev tutalım’ dedim. Çünkü geçen yaz geçirdiğimiz tatil hala burnumu sızlatıyordu.

Nisan’ın ilk haftası Datça’daydık. İnternetten Villa Aşina isimli şahane bir butik otel bulduk ve geldik. Hava soğuk ve kapalıydı. Hiç benim geçen yaz hatırladığım gibi değildi. Biraz kafam karışmıştı. Ama günler geçiyor ve biz her gün bir köyü geziyorduk. Eski Datça, Reşadiye, Kızlan, Hızırşah… Ama kiralık ev bulmak çok zordu. Daha doğrusu bizim istediğimiz gibi müstakil, bahçeli bir ev bulmak. Buraya gelmeden önce İnstagram’dan takip ettiğim, Zeren’e bir mail atıp bilgi alma şansım olmuştu ve şiddetle bir süre yaşamadan ev almamamızı ilk önce kirada oturmamızı önermişti. Çünkü şehirden Datça’ya yaşamaya gelen birçok insan daha bir yılı bile dolduramadan geri dönüyordu. Biz de onu dinledik ve bence bu şahane bir öğüttü.

Bir haftalık tatilimiz neredeyse bitmek üzereydi ve ümitlerimiz tükeniyordu. Bu arada her gün gezilerimizden sonra donmuş bir şekilde kendimizi Cafe Inn’e atıyorduk. Sahipleri ve çalışanlarıyla ve hatta müşterilerle bile ahbap olmuştuk. Bu çok şaşırtıcı bir şeydi çünkü burada konuşmalar teklifsizce başlıyordu. Şaşkınlık bu bir haftada en çok hissettiğim duyguydu sanırım. Pazartesi sabah İstanbul’a uçacaktık ve Cumartesi günü gelmişti bile. Umutsuz bir şekilde yine kafeye geldik. Kafenin sahibi Sibel Hanım Eski Datça’da arkadaşlarına ait kiralık iki ev olduğunu söyledi. Hemen evleri görmeye gittik. Şahane bahçeleri olan müstakil taş evlerdi. Biri stüdyo olduğu için bize uymadı ama diğeri üç odalı hayallerimizi süsleyen harika bir evdi. Pazar günü kontratı imzaladık ve Pazartesi sabah dünyanın en mutlu insanları olarak İstanbul’a uçtuk.

Evi eşyalı kiralamıştık ve 12 Mayıs’ta Datça’ya taşınacaktık. İşte tüm hikâye böyle başladı.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

4 thoughts on “Datça’da Bir Yıl: Her Şey Nasıl Başladı?

  1. Kaan

    8 aydır Datça’da yaşamaya devam ediyorsunuz sanırım. Bu dönemi değerlendiren bir yazı daha paylaşırsanız seviniriz. Biz de bu aralar İstanbul’dan kaçmak fikrini yeniden canlandırdık ve ciddi anlamda planlar yapmaya başladık. Bizim için ufuk açıcı olursunuz.
    Teşekkürler

  2. Sebla

    Merhaba:) Ben de Datça’da kışın yaşamak ile ilgili izlenimlerinizi bekliyorum. Özellikle çocuklu aileiler için tavsiyeleriniz olur mu? 5 senedir yazın Datça’dayız. Hatta babam da Datça’ya yerleşti ama daha genç insanların izlenimleri bizim için daha önemli. Sevgiler.

  3. Muazzez Dalaslan

    Datça’yı ilk kez 2016 eylül ayinda bir bayram günü gördüm ve işte burası dedim… Hemen ev aramaya başladım… aradığım evi bulmam da uzun sürmedi, satınaldım…Kasım ayidan beri Datça’da bir evim var ama ben hala Ankara’dayım…Referandum programi değistirdi… Bundan sonra yaz kış Datça’da yaşamak istiyorum…Benim gibi büyük şehirlerden Datça’ya göçenlerin izlenimlerini merak ediyorum…umarım yazmaya devam edersiniz… Sevgiler

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *